YUNAN MİMARİSİ

Yrd. Dç. Dr Malike Özsoy

Yaşar Üniversitesi Mimarlık ve Mühendislik Fakültesi                                  

 Yunan mimarisinin temeli fonksiyonelliğe dayanmaktadır. Kullanılan her bir elemanın yada parçanın bir amacı vardır. Yapılar da  hiçbir kolon sadece dekorasyon amaçlı kullanılmamıştır, onların görevi  binayı taşımak ve destek vermektir. Çok azı dekoratif efekt vermek amacıyla kullanılmıştır. Taşıyıcı olan (strüktürel) yüzeyler zaman zaman zenginleştirilmiştir fakat bunlar strüktürel yüzeyin işlevini ikinci plana itecek şekilde üzerine tabaka ilaveleri ile yapılmamıştır.

Tarih öncesi çağlarda Yunanistan’da yaşayanlar evlerini, yarımadanın geniş ormanlarla kaplı tepeleri ve vadilerinden elde ettikleri ahşaplardan faydalanarak inşa etmişlerdir.Taş devri başında erken Yunan taş ustaları binalarının detaylarını modellendirmeye başlamışlardır. Erken dönem Mısırlı inşaatçıların yaptığı gibi, orjinal ahşap elementlerin detayları ve süsleri taklit edilmiştir. Yunanlıların çok ünlü olan taş mimarisi değişmeden günümüze kadar kalmıştır. Büyük tapınakların duvarları boydan boya sert mermer ile kaplıdır. Mermer süssüz, iç dekorasyonu en iyi tanımlayan, en güzel malzemedir. Binalarda özenle kesilmiş taşları birleştirmek için kireçli harç kullanılmaya gereksinim duyulmamıştır, büyük mermer bloklarını metal mengeneler bağlamaktadır. Binalardaki el işçiliği ise mükemmeldir. Dikkatli bir gözle bakıldığı zaman görülür ki binaların bütün parçaları arsındaki oranlar, taşların yerleştirilmesinde ve birbirleri ile bağlantılandırılmasında ve çatı örtüsüyle ilişkisinde de aynı şekilde kullanılmaktadır. Yunan mimarisi doğal beyaz mermeri ile anılmaktadır. Sonraki taklitleri de açık renkli taşla yapılmıştır ve Yunan binaları orijanilinde açık renkle boyalıdır. Mısırlı’lar gibi Yunanlılar’da rengi sembollerde kullanmaktadırlar. Örneğin rölyef oymaları mavi yeşil, gölgeleri ise kırmızıdır, arka fonları yine mavidir. Parthenon frizlerindeki rölyef figürleri Yunanlılar’ın çok ünlü strüktürleri ve heykelleridir, bunların arka fonları ise parlak kırmızıdır.

Yunanlılar büyük mimari hünerlerini halk yapıları üzerinde savurganca kullanmışlardır. Dini olmayan halk yapıları (gymnasium ve stadyum) gibi daha sonraları ortaya çıkmışlardır, fakat dini karakterli tapınaklar Yunan sanatının başlangıcından itibaren çok önemlidirler.

 

TANRILARIN TAPINAKLARI

 

Yunan tanrıları ve tanrıçaları ve onların sayıları tam olarak belli olmayan çocuklarına, önceleri üzeri gökyüzüne açık yerden yükseltilmiş sunaklarda (altar) tapınıldı. Fakat daha sonra dikkatle ve özenilerek hazırlanılmış sığınaklar oluşturuldu. Yunan evinde olduğu gibi tapınaklar dairesel plandan dikdörtgen plana doğru geliştiler. Plan şemalarında tapınaklara kısa kenarın merkezinden girilmekteydi bu bölümde yer alan iki çift kolon çatı da sundurmayı oluşturmaktaydı. Çatılar orijinal olarak saman yada çamur ve kil ile yapıştırılmış dallarla örtülüydü.

Tapınakların ölçütleri arttıkça iç mekanda daha fazla kolona gereksinim duyulmuştur. Gelişme arttıkça tapınakların içine iki sıra dizi halinde kolonlar ilave edilmiştir. Destekleyici kolonlar da mabedin sonunda yer alan hangi tanrı yada tanrıça adına yapıldıysa onun heykelinin yer aldığı merkezi bölümü oluşturur ve yanlarda da geçite olanak tanır. Geleneksel olarak heykelin doğu yönüne bakması zorunludur, ve bu da tapınaklarda doğu batı aksının daha sonraki tapınaklarda ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Erken dönem tapınakları iki öğeden meydana gelmekteydi, mabet(cella) yada (naos) ve veranda (pronaos) bazen de 3. bir eleman olan ikinci bir iç oda (adytum) dur. Dış duvarlar çamurdan yapılmış tuğla olduğundan malzeme olarak dış hava şartlarıyla yüzyüze getirilebilecek kadar güvenilir değildir. Dış yüzey malzemeyi korumak amacıyla ön veranda yanlara ve binanın arkasına doğru genişletilmiştir. Ayrıca binayı hava şartlarından korumak için üçgen alınlıklı duvarların taşıdığı az yükseltili çatılar (pediment) yaratılmıştır. Önceleri yağmurdan korunmak için düşünülen bu elemanlar daha sonraları hisar ve kale yapımında da kullanılmıştır. Kolonlarla sarmalanmış mabet, pedimentli çatı gibi temel elemanlar Yunan tapınağının formunu oluşturur. Bu bir bina için basit bir formüldür fakat sınırsız varyasyonları oluşturulabildiğinden kurnaz bir saflığı vardır. Buna en güzel örnek olarak Atina’da Acropol’ün üzerinde çok zarif bir yapı olan Parthenon’u gösterebiliriz..

 

AKROPOLİS VE PARTHENON

 

Akropolis anlam olarak ‘şehrin üzerindeki en yüksek noktadır’. Atina’daki Akropolis sadece dinsel amaçlarla kullanılmıştır. M.Ö 5. yy sonlarında Pericles zamanında inşa edilmiştir. Bu dönemde  Atinalılar’ın Pers savaşlarında gösterdikleri başarıları, sağlık, güvenlik ve güven ortamı takip etmiştir.

Akropole sarmal yaya yolu ile ulaşılır. Bu yol şehir ile şehirden 80m yükseklikteki tepenin batı yönüne ulaşımı sağlarken, tepenin en üst noktasına geçit oluşturan azametli anıt Propylaea’ya da ulaşımı sağlar. Kutsal yol olarak adlandırılan bu yaya yolu  Propylaea’dan ayrılarak tanrıça Athenanın dev bronz heykeline bağlantıyı sağlar. Buradan da eski tapınağa sonra da tepenin en üst noktasındaki Parthenon tapınağına ulaşılır.
 

     Kuzeyde Erechtheum bulunur. Erechtheum’un mimarisi Yunan mimarisinde nadiren görülen bir plan düzensizliğine sahiptir. Çok sayıda birbiriyle bağlantısı olmayan kutsal azizin kabirleri yer alır.Doğuda İyonik stilli 6 kolon yer alırken, güneydeki portikoda kolon yerine kadın figürlü heykeller kullanılmıştır.  

Parthenon’un güney batısında küçük tapınak Athena Nıke yer alırken kompozisyonu tamamlayan diğer parça, piyesler ve müzikal gösteriler için kullanılan,  tepenin yamacındaki Dionysus ve Odeum dur.En son parça da Yunan mimarisinin en iyisi Parthenon’dur. Mimarları ise Ictinus ve Callicrates dir. Phidias ise baş hetkeltraşıdır. Bina katıksız beyaz Pentelic mermerden yapılmıştır. Kabaca (31-69m) boyutlarındadır. 4’e 9 proporsiyona sahiptir. Her kısa kenarda 8 her uzun kenarda 17 olmak üzere toplam 46 kolonludur. Yapının tamamı iki odadan oluşmaktadır. Büyük oda Cella yada Nao’ya doğudaki sundurmadan Pronaos’dan girilir. Büyük oda  iki sıralı dorik kolonlarla çevrilidir, 

kenarda ve arkada ki bu kolonların arasında Phidias’ın yaptığı 12 m yüksekliğinde altın ve fildişi ile karışık yapılmış gözleri kıymetli mücevherlerden yapılma tanrıça Athena’nın heykeli bulunur. Bazı araştırmacılar giriş ve heykelarasında kalan  sığ havuzun dış mekandaki ışığı tanrıçanın üzerine yansıttığını düşünürler.

Cella’nın duvarlarının üst kısmında ve düşey yüzeylerde 170m uzunluğun da friz ler yer alır. Bu frizlerde tanrıça onuruna dört yılda bir düzenlenen dini tören anlatılır. Binada etkileyici olan temel formların harmonisi ve onlara eklenmiş olan ince zarif ve mükemmel olan heykellerdir. Birtakım kurnazca düşünülmüş inceliklerde bunlara ilave edilmiştir. Fakat tarihte hiçbir bina büyük düşünceler sonucunda üretilmemiştir. Örneğin Parthenon’un tabanı tamamen düz değildir, kenarlardan merkeze doğru bir kıvrımlandırılma, hesaplanmış bir eğrilik söz konusudur. Binanın köşelerinde bulunan kolonlar çok az içe doğru eğimlidir. Köşe kolonların çaplarına ilave bir kalınlık verilmiştir ve bunlar komşu kolonlara daha yakındırlar. Bütün kolonlara dış bükey bel verilmiştir.Üst bölümlerdeki kitabelerin yazıları aşağıda olanlara göre biraz daha büyük yazılmıştır. Böylece aşağıdan bakıldığında hepsi eşit boyuttaymış gibi görünür. Bütün bu incelikler üzerinde çok çalışma yapılmış detaylardır ve onlara hayranlık duymamak mümkün değildir.

Bu incelikler konstrüksiyonu oluşturma aşamasında birtakım güçlükler  ortaya  çıkarmasına karşın, Yunanlılar bu incelikleri değerli bulmaktaydılar. Onlar optik ilizyonların hesabını çok iyi yaptılar, örneğin köşe kolonları kalın olmasaydı diğerlerinden ince görünebilirdi. Yada zemin merkeze doğru hafifçe yükselmeseydi çukur gibi görünebilirdi. Bütün bunlar gözle fark edilemeyen kurnazca düşünülmüş inceliklerdir. Şüphesiz ki onların tek istediği güçlü estetik etkiyi verebilmekti. Zeminin dalgalanması kolonların hafif dış bükeyliği ve bırakılan boşluk mesafelerinin çeşitliliği binaya organik bir hareketlilik kazandırıp statik bir binanın yakalayamayacağı başarıyı yakalamaktadır.

Bu muhteşem strüktürlü yapı kolay bir yaşam süreci geçirmemiştir. 6.yy da hıristiyan kilisesi haline getirilmiş ve doğu köşesine bir altar ilavesi yapılmıştır. Daha sonra cami olarak hizmet vermiş ve bir minare ilavesi yapılmıştır. 17.yy da Türkler tarafından barut deposu olarak kullanılırken bir patlama sonucu bir kısmı tahrip olmuştur.19. yy başlarında ise kutsal değerler hiçe sayılarak değerli rölyefler yerlerinden sökülmüş, İngiliz diplomat kont Elgin tarafından İngiltereye taşınmıştır. Rölyefleri şu anda Londra’da British Museum da görmek mümkündür.

Dipnotlar:

Stanley Abercrombıe, Sherrill Whiton;  Interior Desıgn &Decoration,fıfth edition, Prentice Hall, New Jersey 2002 ; s 58-63 dan (çeviri)

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !