MISIR MİMARİSİ

Mısırlıların yaşamında sanat önemli bir yer tutuyordu. Söz ve ses sanatlarıyla plastik sanatlar, gerek yüksek tabakanın gerek yoksul halkın kişisel ve toplumsal hayatını zenginleştiriyordu. Eski İmparatorluğun önemli, ünlü buluşu ve Mısır uygarlığını tüm dünyaya tanıtan özelliği piramitlerdir. İncil'de Mısır'ın buğday deposu olarak geçen bu taş devler adını yunanca pyramis'ten alır. Bu buğday unuyla yapılan bir tatlının adıdır. Genelde Firavunun mezarı olarak bilinen piramidin asıl işlevinin ölüye ait bir anıt olduğu belirlenmiştir. Mısır sanatının düşünsel olarak temeli, tanrıların onurlandırılmasına dayanır. Buna tanrılaştırılmış ölü krallar da dahildir. Bu krallar için yapılan cenaze tapınakları ve anıtsal mezarlar alabildiğine süslü, heykeller ve rölyeflerle bezeli mekanlardır. Dinsel mimariye ilk örnek pavyon şeklinde çamur ve şeker kamışından yapılmış bir mezardır. Bu forma, genellikle tapınakların en gizli köşelerinde, ya da tanrının heykelinin konduğu köşede rastlanır. Bu heykeller tapınağın rahibi tarafından giydirilir ve beslenir. Tarihsel süreç içinde ilk mimari olgular, Eski İmparatorluk döneminde ölüler için inşa edilen yapılar olmuştur. Piramitlerin bugünkü gördüğümüz biçimleriyle doğmadığını biliyoruz. Negâde kültürlerinde ölü bir yere gömülür ve üzerine bir tümsek yapılırdı. Bir kimsenin kudretine ve zenginliğine göre bu tümsekler yüksek olurdu. Odalardan başka, bir de kilerin bu mezarlarda bulunduğunu görüyoruz. Bu topraktan tepeler, önce kerpiç ve sonraları da taştan yapılmağa başlanmıştır. Tepelerin ilk biçimleri aynen mezar tümsekleri gibi olmuştur. Bunlara mastaba diyoruz. Mastabalar, yan duvarları meyilli kare prizmaya benzerler. Bunların ilk örnekleri Gize'de görülüyor. Firavunun aile yakınlarının mezarlarını, esas piramit yanındaki bir cadde üzerinde sıralanan mastabalarda görüyoruz. Gize, bu nedenle bir kent plânı gibi düzenlenmiş ölüler şehridir.

İlk piramit, yukarda açıkladığımız mastabanın üzerine, bundan küçük başka bir mastabanın konulmasıyla gerçekleşmiştir. Bu mastabalar zamanla üst üste arttıkça basamaklı piramit doğmuştur.
http://galileo.spaceports.com/~cevher/misir01.jpg
Diyoser'in (III. Sülâle) Sakkara'daki beş basamaklı (mastabalı) piramidi böyle ortaya çıkmıştır. Bu piramit gerçekten bir dağ etkisi yapar. Etrafında da büyük inşaatlar görülmektedir. Bu tip piramitlerin gövdesinde iki ayrı kısım bulunur. Ortada bir kuyu vardır. Bu kuyu, ölünün *sarkofajının indirildiği ve mezar boşluğunun duvarının örülmesinden sonra taşlarla doldurulan hücreye açılır. Bu toprak üzerinde şapel vardır. Burada cenazeye sunulan armağanlar saklanır. Duvarlarda tanrı Osiris'in yargısına boyun eğmek üzere ölüler dünyasına doğru yolculuğa çıkan ölü için yazılmış büyülü ve dualı sözler yer alır. Bazı mastabalarda daha fazla bölüme rastlanır. Bu piramidin kuzeyinde, avlusu, küçük odaları, dar girişleri olan bir mabet bulunur. Bu mabedin içinde firavunun bir heykeli olup duvarda açılan iki delikten içeri bakılır. Bu delik aracıyla, statünün dış dünyaya etki yapması değil, dışarıyla ilgisinin kesilmemesi düşünülmüştür. Bu piramitte herşey saklanılmak için yapılmış olduğunu telkin eder. Reprezantasyondan uzak bir atmosfer bina içine hakim olduğu gibi, tapınma hissi de girene hakim olmaz. Burada herşey, hayatta hizmet amacı ile inşa edilmiştir.

*Sarkofaj;antik dönemde ölülerin konduğu bir mezar türü.

Bu piramidin yanında iki mastaba daha bulunur. Papirüs demet sütunlarının da ilk olarak burada ele alındığı görülür.
http://galileo.spaceports.com/~cevher/misir02.jpg
Piramitlerin bu ilk çağındaki özellikleri, çok değişik öğelerin bulunması ve bu öğelerin birbirine bağlı olmayışlarıdır. Ayrıca inşa parçaları da birbirine bağlı değildir. Yani bina bir bütün olarak birbirine bağlı parça-lardan meydana gelmemiştir. Kademeli mastabadan düzgün geometrik piramide aracı olan eser Dağşur piramididir. Dağşur dik kenar duvarları olan geometrik bir yapıdır. 4. Sülâlenin başında yapılan ve bitmemiş olarak bırakılan Medüm piramidi kademeli piramit olarak plânlanmıştı. Çöl üzerinde yükselen dik duvarlar bir piramitten çok obeliski hatırlatmaktadır. Burada tam piramidin özelliklerinden biri, bütün yüzeyin muntazam kaplanmasıdır.

4. Sülâle zamanında piramitlerin dışında, prenslerin ve asillerin mastabaları içinde bulunan tapınak hücrelerinde de, bir *rölyef sanatının doğduğunu görülür. Bu sanat, 5. Sülâle çağında Mısır'ın büyük adamlarının hayatlarını tasvir eden zengin bir rölyef serisinin doğmasını sağlamıştır. Diğer bir özellik de, mezarın girişine ölünün bir rölyefinin konmasıdır. 4. Sülale zamanında piramitler esas matematik formunu bulur. Bu form herbirinde farklı özellikler göstermesine rağmen sağlamlıkları aynı şekilde sağlanmıştır. Yapıların sağlamlığı, piramidin temellerinin hafifçe eğik olması ile sağlanmış; böylece, dıştan bir itmeyle dev duvarların yıkılması önlenmiştir. Bu yıkılma, temel taşlarının kare olmaması halinde de gerçekleşebilirdi. Bu risk kullanılan taşların büyümesiyle daha da artıştır. İlk piramitte, muhtemelen kil tuğlalar tercih edilmiştir. Piramidin içersinde bir dizi koridor vardı ve bunlar kralın odasına açılıyordu. Bu form daha sonra mabet formuna doğru gelişir. Büyük halk kitlelerinin tapınmalarına yarayan büyük salonların yapımı için bir eğilim belirir. Sakkara'nın piramitler bölgesindeki küçük tapınma odalarına karşı, büyük tapınma yerleri yapılmağa başlar.

Gize'deki üç piramitten (Keops, Kefren, Mikerinos) Kefren piramidi civarı ile iyi bir şekilde bugüne kadar kalmıştır.Kefren piramidinin yanında dev bir sfenks vardır ve bunun yüzü, Kefren'dir. Kefren piramidinde vazıh ve bir heykel anlayışındaki mantıki oluş, ilgiyi çeker. Kefren'in vadideki ön mabedi, esas piramide bir tünelle bağlıdır. Gerek piramidin, gerekse mabedin birer giriş salonu ve kiler odalarının sıralandığı birer esas avlusu vardır. Vadideki mabedin cepheleri muntazam düzenlenmemiştir. Yalnız cephenin her iki yanında girişi düzenleyen hücreler bulunur. Bu girişten, önce iki gemili geniş ve sonra üç gemili uzun bir salona girilir. Bu salonlarda bir ibadetin istediği mekân sırası yoktur. Üç gemili uzun salon, maksatsız olarak son bulur. Ayrıca hususi odalar da mantıki bir sıra izlemez. Fakat filpayeli taş blokla örtülü, matematik katiyette dikdörtgen şeklindeki kral odaları vardır. Bütün bu süssüz salon ve odalar, insana susma telkin eder, ebediyet duygusunu insanda uyandırır. Kefren'in yüksekliği 136 m. dir.

Mikerinos piramidi, en küçük olan piramittir. Muazzamlığa olan istek yavaş yavaş kaybolmaktadır. Öyle ki heykellerde vücut, madde ifadesine yöneldikçe, bu muazzamlığa olan düşkünlüğün azaldığı açıkça gözlemlenir. Mikerinos'un heykellerinde bu madde ifadesine olan eğilimi, Mısır heykelini incelerken açıkça göreceğiz.

Keops'un bugünkü yüksekliği 139 m. dir. Aslının 150 m. olduğu hesap edilmektedir. Her taban kenarı 230 m. dir. İçinde boş kalan odalar ve girişler hariç masif bir yapıdır. Yapının önünde krala ait ölü tapınağı vardır. Tapınak üç kısımdır : 1 - Vadideki kapı-yapılar (pilon),
2- Örtülü giriş,
3- Dini yapı. Bu yapı granit duvarlara dayanır.


*Rölyef,engebe

5. ve 6. sülâleler zamanında mezar odaları, giriş salonları, avlular, koridorlar, iç salonlar ve odalar bir karışıklık içinde gelişir. Ön odalar ile esas ölünün bulunduğu oda arasında hiçbir bağlılık sırası görülmez. Ayrıca mimarinin oda ve salonları bir eksen üzerinde de gelişmemiştir. Burada, ibadet ile ilgili, ve ölülere ait bir türbe değil, sanki oturulmak için yapılmış olan bir ev, bir saray atmosferi vardır. 5. Sülale ile, fasat duvarlarında Mısır'a özgü, ters boğaz çizgilerini taşıyan süslemeler başlar. Bu dönemde ayrıca lotüs veya palmiye başlıklı sütunlara rastlanır. Sütunlar genelde ağaç gövdelerini veya bitki saplarını simgeler. Bunlar şekiller, yazılar ve rölyeflerle süslüdürler. Başlangıçta da çok renkli olduklarını söylemek mümkündür. Sütunlar başlık süslerine göre ayrılacak olurlarsa şunlar dikkati çekecektir; palmiye tipi(yuvarlak gövde ve palmiye başlık), lotüs tipi(birbirine bağlı saplardan oluşan ve lotüs çiçekli başlık), papirüs tipi(temelde nervürlü sütunlar ve papirüs çiçekli başlık), Hathorik(tanrıça Hathor'un yüzünü taşıyan başlık).

5. sülâleden Ti'nin (İ.Ö. 2450) mezarı, cephesindeki iki yan duvar arasına yerleştirilmiş iki filpaye ile, bir Yunan peristilini hatırlatır. Ya da akla Ön-Asya sarayı biçimi gelir. Bu girişten itibaren başlayan koridor ile birbirleriyle mantıkî bir bağlantısı olmayan tek tek odalara gidilir. Esas salona da bu koridor götürür. Salonda kapı taklidi yerler, hiyerogliflerin içine dizildiği bantlar ve filpayeler sıralanır. Ayrıca büyük yüzeyler halindeki rölyefler, mimari ile bir ilgisi olmadan düzenlenmiştir.

6. Sülâlede Mererûka'nın mezarında ise odaların miktarı artar, Taklit kapılar daha geniş ve gösterişlidir. Heykele olan gereksinme artmış olduğu gibi, bu heykellerin odalara yerleştirilişinde de sanki seyirci düşünülmüş gibidir. Taklit kapılar içindeki heykeller, 4. sülâlede alçak rölyeftir. 5. Sülâleden itibaren figürler tamamen bağımsız bir figüre doğru yada yüksek rölyefe doğru yönelmiştir. Statülerde görünüş, yandan değil cepheden (froncal)dir. Tasvirin bu çağda mimariden daha çok önem kazandığını, ölünün zenginliğini, mal ve mülkünü, mevkiini, hayatını ve başından geçen önemli olayların resmedilmiş olduğunu burada görmek mümkündür. Böylece bu resimlerden. O zamanın önemli kişilerinin hayatları hakkında bir fikir de edinilmiş olunmaktadır.

Daha Orta İmparatorluğun başından itibaren, dünya sanatında yeni öğelere sahip bir mimarinin kurulduğu görülüyor. İlk yeni öğe obelisk'tir. Aslında obelisk, Assuan'daki Menhu'nun mezarında bir mezar taşı olarak görülür. Fakat şimdi bu çağda obelisk, kule gibi yüksek ve yekpare bir taştır. Orta imparatorluktan günümüze pek az yapı kalmıştır, çünkü onların yerine hemen yenileri yapılmıştır. Bazen de tapınaklar yıkılmaya yüz tutmuş ve sonradan, Hıristiyanlık döneminde kiliseye dönüştürülmüştür. Örneğin Amenemhat 3'ün Fayyum vadisinde kurduğu, Medinet-madi'de yer alan Renenutet tapınağının sonu böyle olmuştur. 12. Sülaleden günümüze bozulmadan gelen tek yapı Sesostri kioksudur. Karnak'ta yer alan bu yapı İ.Ö. 1970-25 yılları arasında yapılmıştır. Amon tapınağının kuzey doğusundadır. 18. Sülaleden Amenofis'in temelde kullandığı taşları bir araya toplayarak bir arkeolog tarafından yeniden kurulmuştur. Kiosk'un planı karedir, 16 kare tabanlı sütun taşır ve buraya iki rampa ile ulaşılır.

Orta İmparatorluk mimarisinde görülen diğer bir mimari öğe, tonoz kubbe ile kemer formudur. Böylece Eski İmparatorluğun amaçsız dolambaçlı salonlar, odalar, koridorlar düzenine karşılık, Orta İmparatorluk mimarisinde bir amaca göre düzenlenmiş iç mimari vardır. Ancak dış mimari form parçalıdır. Binanın dışını çeviren sütunlu koridorla, süslü bir motif arama çabası ve gösterişe önem veren bir anlayış görülür.

Yeni İmparatorluk sanatı başlangıçta Orta İmparatorluk sanatına bağlanır ve onun bir devamı olarak görülür. Oysa arada, politik bakımdan karanlık olarak kabul edilen Hiksosların hâkim olduğu çağ bulunur (1670-1570). Mimarî bakımdan bu çağın en önemli eseri, Der-EI Bahari'deki Haçepsut'un teraslı mabedidir. Bu bina, Mentuhotep'e ait mabedin hemen yanında bulunur. Fakat bu yakınlık, ne mimari ne de motif bakımından bir benzerlik taşımaz. Dış görünüş bakımından da bir benzerlik yoktur. Haçepsut'un mabedinde yeni bir mimari gelişim göze çarpar. Bu mimaride yeni olan şey, Orta İmparatorluğun taç şeklindeki sembol piramidinden vazgeçilmesidir. Orta İmparatorlukta binanın üzerine konulan taç yerine bir avlu yapılmıştır. Ancak burada birinci kata çıkan rampa, geniş bir alana açıldıktan sonra yeniden yükselmeğe başlayarak ikinci katın üzerindeki bir terasa çıkar. Der-EI Bahari'deki rampa, mimari motif olarak Orta İmparatorlukta da vardı. Bu mimaride, Orta İmparatorluktaki sağlamlık yoktur. Ancak bu mimaride, Orta İmparatorluktan alınan ve ileride kullanılacak öğeler görülür. Binanın kayalara dayandığı arka duvarı üzerinde nişler ve bu nişlerde de heykeller bulunuyordu. Kayalara oyulu esas odaya iki taraflı bir yol gitmektedir. Teker teker bakılırsa, mimarî öğeler Orta İmparatorluk mimarisinde kullanılmışlardır. Örneğin: çok köşeli yuvarlak filpayeler ve üzerindeki kare prizma sütun başlıkları gibi. Bütün bunlar, mimarî bir bütünlük içinde kullanılmışlardır. Terasların önündeki salonlar çok gemili olup, geniş, rahat ve aydınlıktır. Kapıların iki tarafındaki taş direkler üzerine oturtulan kirişler ince ve düz kesilmiştir. Kapıların kenarlarına figür konulmamıştır. Bu figürlerin yerini hiyeroglifler almıştır. Orta İmparatorluk çağında tanıdığımız obeliskler, mabetlerin cephe düzeninde sağlam bir öğedir. I. Tutmosis ile Haçepsut'un Karnak'taki mabetlerinde görülen obeliskler, hep Orta İmparatorluk öğeleridir. 4. ve 5. Ramses çağlarında yazılan yazılar, bu obelisk denen dikili taşın dikey etkisini bozarlar.

Karnak'taki obelisklerin, yapının bütünü önünde, nasıl bir etki yaptı-ğını bugün bilmiyoruz. Çünkü, çeşitli çağlarda ilâve edilen yapıların birbirlerine girişi yüzünden, bugün ilk etkinin nasıl olduğu bilinmiyor. III. Tutmosis'in Karnak'taki tarihi salonunun önündeki filpayeler, girişin yan tarafında dikkati çekmektedir. Obelisklerin bina cephesinde yaptığı etkiye Haçepsut büyük önem vermişti. Burada ilk kez büyük kapılara iki pilon arasında yer verilmiştir. Pilon, girişin iki yanında üstleri yatay kesilmiş iki piramitten meydana gelir. Böylece piramitsiz olan mabette piramit motifi, başka bir biçimde kullanılmış olur. Bu pilonun üzerinde düşmanı perişan eden firavunun resimleri vardır.

Haçepsut ve III. Tutmosis'in zamanından kalan yapılardan o zamanki mimari hakkında bir fikir edinebiliyoruz. Fakat bilhassa bunlardan biri, zamanın büyük gücü hakkında bize fikir verebilmektedir. Bu yapı, yukarıda adı geçen III. Tutmosis'in Karnak'taki mabedinin büyük bayram salonudur. Buna 5 gemili bir salon diyebileceğimiz gibi, orta gemisi üç kısma ayrılan üç gemili bir yapı da diyebiliriz. Binaya giriş 4. ve 5. gemilerin bulunduğu yerin önündendir. Girişin önü filpayeli olup, giriş duvarının üzerinde dörtgen biçiminde pencereler vardır. Üç gemili orta yerin yan-larındaki yan gemiler, orta gemi ile aynı yüksekliktedir. Bina genel görünüşü ile bazilika biçimindedir. Ve bazilikada olduğu gibi kutsal yere doğru ufki bir gidiş yönü vardır. Ayrıca, yan gemilerden girilen odalar bulunmaktadır. Bu çağın sanatı, süslü, dekoratif ve inşa bakımından da formeldir. Çağın lüks gereksinmesi, görünmeğe değer olma düşüncesi ile, ihtişama önem veren bir biçimde binalar yapılmasını sağlamıştır. Bunun örneğini, Amenofis'in Lüksor mabedinde buluyoruz. Bu Amon, Mut ve Khonsu tanrılarına adanmış ve Amenofis 3 tarafından yaptırılmıştır.

Bugün Lüksor mabedinin cephesinin nasıl olduğu bilinmiyor. Ancak binanın temelinden çıkarılan plândan anlaşıldığına göre büyük yapı, ritmik ve unsurlar düşünülerek birbirleriyle bağlanmıştır. Bir mekândan diğerine açılan geçitlerle (bu bağlantı diğer eski yapılarda da vardır) bina gelişir. Buna ek olarak, sütunların altın yaldızlarla kaplandığını, döşemelerin gümüş kaplı olduğunu, duvarların renkli fresklerle düzenlendiğini düşünürsek, bu binaların aslında nasıl bir emek ve zevkle inşa edildiğini anlamış oluruz. Muhteşem sütunlu avlu, halen ayakta kalan sütunlarıyla eski halini yaşatmaya yetecek kudrettedir. Papirus şemsiye başlıklarıyla sütunlar, ağır gövdelerini pek belli etmezler. Avludaki sütunlar, kabul salonunun sütunlarından kasıtlı olarak daha alçak yapılmıştır. Ayrıca kabul salonuna doğru bir yön veren sütunlu yol, insana önemli bir yere gidildiğini duyurur. Bu unsurların belli bir amaca göre düzeni, Yeni İmparatorluk çağında mimarînin önem verdiği bir hu-sustur.

II. Ramses çağında bu mabedin önüne yeni bir avlu yapılmıştır. Bu avlu içinde aynı zamanda III. Tutmosis'in küçük mabedi bulunmaktadır. İ.Ö. XVIII. yüzyılın bu ilginç yapılarında, Mısır mimarisinin Eski İmparatorluk devrinde bulduğu papirüs, lotus ve palmiye başlıkların bol olarak kullanmıştır. Bu sütun başlığı stilleri, Mısır mimarının doğa motiflerini nasıl mimari motif haline getirdiğini göstermektedir.

I8. Sülalenin sonu Amarna çağıdır (1377-1358). Bu çağda yeni bir din ortaya atılmış ve adına Aton denilmiştir. Bu dini devrim, sanatı da etkilemiştir. Ancak kısa sürdüğünden, mimari bakımdan inşaatlar bitirilememiş, fakat heykel alanında önemli eserler yapılmıştır. Bu hususa mısırda heykel bölümünde temas edilecektir. Amarna çağında eski örneklere dönüş önem kazanmıştır. Fakat I. Setos zamanında bir evvelki çağa değil, eski ilkel katı öğelere gidildiği görülür. I. Setos, Abitos'ta çeşitli tanrıların adına bir mabet yaptırmıştı. İki avlulu olan mabette, iki sıra sütunlu iç salonun sonunda, tanrılara tahsis edilmiş iki oda vardı. Bu tapınak, Der-EI Bahari'deki, Haçepsut'un yaptırdığı avlulu tapınak tipine bağlanır. Hatta ikinci avludaki rampa, Haçepsut'un muazzam yapı biçimine açıkça bir eğilim gösterir.

Ramsesler çağındaki yapıların pilonları, avluları, birbirini kesen salonları, sütunlu ya da sütunsuz odaları, taklit edilen bir sistemi bize açıklamaktadırlar. Sütunlar bodur olup, I. Setos çağındakilerden daha kabadırlar. Yenilik olarak yalnız filpayeler devasa figürler halini almışlardır. Eski İmparatorluk çağındaki heykeller, normal ölçülerde olup, ya filpayelerin önüne ya da filpayeler arasına konulurdu. Fakat bu heykeller binanın mimari bütünlüğüne iştirak etmiyorlardı. Ancak bina mimarisine iştirakleri, kitle ve büyüklük bakımındandı. Restorasyon sanatı adı verilen bu Ramsesler çağındaki heykeller, devasa ölçüleri ile binanın mimarisini bozmaktadırlar. Hattâ mimariden fazla önem kazanmak çabasındadırlar. Figür olarak da, kitle ve çehre anlatımı bakımından da, canlı bir ifadeden yoksundurlar. Dekoratif olarak da süsleyici bir özellikleri yoktur. İşte II. Ramses'in Nubya'daki mabedi bu anlayıştadır. Abu Simbel'deki Kaya Mabedi'nin cephesi de kayalara oyulmuştur. Burada görülen dağ örneği figürlere nazaran, kayaların içine oyulmuş olan iç kısım çok küçüktür. Heykeller de ölçülerine oranla daha az etkileyici görünürler.

İmparatorluğun başkenti Sais'e taşındığı için, Mısır mimarisinin son çağına Sais çağı da denmektedir. Sais çağı sanatı, Yunanlıların klasik öncesi sanatı ile çağdaş olmasına rağmen özelliği ayrıdır. Mısır sanatı bu çağda da binlerce yıllık eski kanunlarına uyar. Mısır sanatı, Yunanlılara sanat ihtirası bakımından örnek olduğu gibi, motif ve form bakımından da etki yapmıştır.

Kaynaklar: İnkılap kitapevinden "Mısır Sanatını Tanıyalım", Adnan Turani'nin yazdığı "Dünya Sanat tarihi", Talât Saim Halman'ın yazdığı "Eski Mısır'dan Şiirler", C.W.Ceram'ın yazdığı "Tanrılar, Mezarlar ve Bilginler" 
 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !