Mimarlık Öğrencileri Bilgi Paylaşım Platformu

  • 16/3/2008 - Açı ve Mimarlık
  • Öncelikle mimarlıkla geometri arasında nasıl bir ilişki var ona bakalım.

     

    geometrinin veya açının kullanılmadığı hiç bir yapı yoktur. mimari yapılar plan ve form bakımından geometri ile içiçedir. mekanların oluşumu, mekanların şekli belirlenirken hep açı ve geometrik formlar kullanılır ( kare, dikdörtgen, yamuk, daire, yay, çokgenler vb.)

    Hangi geometrik şeklin planda kullanılacağı, birçok kritere  bağlıdır.

    bunlardan bazıları

    1. Fonksiyonel kaygılar : bir mekanı oluştururken kullanışlı olması göz önünde bulundurulur. kare veya dikdörtgene yakın formlar daha kullanışlıdır. Dairesel veya çokgenli formlar, fonksiyon bakımından sıkıntı doğurabilir.

    2. Yapının yapılacağı arazinin şekli ve topoğrafyası plan oluşumunda etkilidir. Üçgen şeklinde bir arazi üzerine yapılacak olan yapının bazı mekanları üçgen veya üçgene yakın çıkabilir. Bazen istenmeyen sivri açılar oluşabilir. Bu sivri köşelerin olduğu kısımlar kayıp alanlardır. Mimarlar tasarım yaparken minimum kayıp alan oluşturmaya çalışırlar.

    3. İklim şartları ve Yön'de tasarım sürecinde etkilidir. Hakim rüzgar yönü, Güneşin geliş açısı binanın formunda etkilidir. Güneşten maksimum yararlanma söz konusu olduğu takdirde. Bina güneşin geliş açısına göre yerleştirilir. Bu yerleşim yapılırken de açıdan faydalanılır.

     

     

    Geometri ve açının mimaride kullanıldığı bir alanda cephe ve formdur.

     

    Geometrik hacimlerin ( küp, koni, küre, piramit, vb ) formda kullanılma amacaı genelde estetik kaygılardan dolayıdır.

     

    geometrik hacimlerin kullanıldığı mimari akımlar pürizm ve metabolizm sayılabilir.

     

    Pürizm de  dik açılar ve çeşitli geometrik hacimler kullanılarak cephede biçimsel bir saflık oluşturulmaya çalışılır. Cepheye bakıldığında kütleler ayırd edilebilir.

     

    Aynı şekilde metabolizmde de Farklı geonetrik hacimler kullanılarak bir hareket yakalanmaya çalışılır. Ve yapı bir organizmaya benzetilir. Geometrik hacimler üstüste, yan yana, eklenir veya hacimlerin içi oyulur, parça parçaymış gibi gösterilir. ve formda bir hareket yakalanır.

     

    Yapıyı olduğundan yüksek veya alçak, veya yapı uzuyormuş hissi yaratmak içinde açı kullanılır. Yapının bitiş noktalarında sivri açılar kullanılarak yapı sanki uzuyormuş gibi görünebilir.

     

    Geometri = mimarlığın temeli

    Yorum ( 2 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 16/4/2007 - RENKLERİN ANLAMI
  • RENKLERLE GELEN SAĞLIK

    Birçok insan hangi rengi, neden sevdiğini bilmez. Oysa ki, renkler üzerine yapılan araştırmalar bunun bilinçsiz bir seçim olmadığını gösteriyor. Çünkü renkler hayatımızı baştan aşağı boyarken, sağlığımızdan karakterimize kadar pek çok alanda etkilerini gösteriyorlar. Farkında olmadan seçtiğimiz renklere aslında bazen sağlığımız için ihtiyaç duyduğumuzdan, bazen de ruh halimizden dolayı başvuruyoruz. Peki bu durum nasıl ve hangi sebeple ortaya çıkıyor? Psikolog Dr. Davut İbrahimoğlu, "Renk tercihlerimiz tesadüfler üzerine değil, kişiliğimiz ve bundan doğan ihtiyaçlar üzerine yapılır." diyor... Bütün insanların vücudunda yedi ana, birçok da küçük güç merkezleri var. Yani herkes bir miktar da olsa bir enerjiye sahip. Bu enerji yine vücut üzerinde yer alan hatlarda dolaşıyor ve güç merkezlerinden geçiyor ve vücut değişik frekanslarda bu enerjiyi çevresine yayıyor. İnsanı çevreleyen bu enerji alanına “aura” adı veriliyor. Aura, bünyesindeki renkleri vücudun güç merkezlerine göndererek negatif enerjiyi pozitif enerjiye dönüştürüyor. Ayrıca aura insan ruhunun, aklının gelişmesiyle ilgili olarak değişik renklerin sahibi. Dolayısıyla o andaki fizik, ruh durumu da auranın renk ve netliğini etkileyebiliyor. Eğer şakra adı verilen bu güç merkezlerinde bir tıkanma meydana gelirse şakraların kapsadığı alanda sağlık problemleri ortaya çıkıyor... Hint ve Uzak Doğu felsefesinde yer alan bu inanış üzerine birçok bilimsel araştırma yapılıyor. Zira bu bölgelerde bir aksama meydana gelirse, vücudu saran enerjinin dolaşımında da aksamalar oluşuyor. Bunun giderilmesi içinse iki yol deneniyor: Biri bionerji yoluyla şakraları açma, diğeri ise aksama meydana gelen şakraya tekabül eden renge göre tedavi. Renk tedavisinin üç yolla yapıldığını anlatan psikolog Psk. Dr. Davut İbrahimoğlu, bunları şöyle sıralıyor: Projektörle sorunlu bölgeye ihtiyacı olan rengi vermek, o renkten bir giysinin giyilmesi ve en son olarak da kişinin ihtiyaç duyduğu rengi düşünmesi. Bu üç yol şakraların açılmasında etkili oluyor.








    Pembe, en romantik ve narin renktir. Aynı zamanda sakinleştirici bir etkisi vardır. Araştırmalar gösteriyor ki, pembe insanları yatıştırıyor ve kalplerini yumuşatıyor.

    Dr. Alexander Schauss, hapishane demirleri pembeye boyandığında mahkumların arasında agresif davranışın azaldığını ifade etmiştir. Dr. Schauss'a göre “İnsan sinirlenmek istese bile pembe rengin yakınında başarılı olamaz. Kalp kasları yeterince hızlı hareket etmez. Pembe enerjiyi çeken bir sakinleştirici gibidir. Hatta renk körleri bile pembe ile sakinleşmişlerdir”. Fakat sonradan yapılan araştırmalar gösteriyor ki bu tür bir etki maalesef kısa sürelidir. Görünüşe göre vücut normal seviyesine geri döndüğünde bu sefer daha agresif bir ruh haline girebiliyorlar.


    Kahverengi, toprağın ve ahşabın rengidir. Sağlam ve güvenilir bir his verir. Kahverengi doğal, rahat ve açık bir atmosfer yaratmayı sağlar. Durağanlık, güçlülük, olgunluk ve güvenilirlik mesajları iletir.
    Kahverengi, genelde erkeklerin favori rengidir.
    Kahverengi, bazı tonları yıpranmış ve eskimiş havası verir.



    Mor, asaletin rengidir. Lüks hayat, zenginlik ve zarafeti simgeler. Aynı zamanda romantizmin, duygusallığın ve tutkunun rengidir.
    Mor, doğada ender bulunan bir renktir. İlkel zamanlarda insanlar bazı deniz kabuklularını kullanarak mor rengi elde etmişlerdir... Oldukça zor bir çalışmadır... Bazı insanlar mor rengi, gösterişli havasından dolayı dekorasyonda kullanmayı sever. Bazıları ise suni bir renk olarak algılar.


    Beyaz, saflığı, temizliği ve masumiyeti simgeler. Pek çok kültürde gelinler beyaz giyer. Ayrıca temizliği simgeler. Doktorlar, hemşireler ve labaratuvar teknisyenleri steril olmak için beyaz giyerler.
    Beyaz, ışığı yansıtır ve ortamı serin tutar. Dolayısıyla yaz ayının kıyafet rengidir. Genel olarak serin ve canlandıran bir his verir.


    Siyah, tartışmalı bir renktir. Bir taraftan karanlık güçler, suç ve kötülük ile düşünülürken diğer taraftan sadakat, sebat, dayanıklılık, ihtiyat, bilgelik ve güvenilirlik ile ilişkilendirilir. Bir tarafta yönetim ve güç anlamına gelirken diğer tarafta acı, keder ve yas anlamına gelir.Genelde mimaride kullanılmaması gerekir.




    Portakal, sıcaklık, memnuniyet, verimlilik ve sıhhat ile iliskilendirilir. Güçlü ve cömert bir görünümü vardır.
    Portakal, en çok istah ile ilgili olan renktir.
    Portakal, renginin gizliligi olmayan, genis kapsamlı bir cazibesi vardır. Örnegin bir ürünün herkese uygun oldugunu ifade etmek için kullanılabilir yada pahalı bir uygun fiyatlı gibi algılanması saglanabilir.



    Yeşil, pek çok kavramla ilişkili olarak gelir, bunların içinde en güçlüsü ve evrensel olanı doğadır. Buna bağlı olarak ayrıca yaşamı, gençliği, yenilenmeyi, ümitleri ve dinçliği simgeler. Bazı kültürlerde orta yaşlardaki gelinler, doğurganlığı simgelemesi için yeşil giyer.
    Yeşil, gözler için en rahat renktir ve görme gücünü arttırır. Sakinleştiricidir ve sinir sistemi üzerinde doğal bir etki yapar. Televizyona çıkmadan önce insanlar oturup sakinleşmek için yeşil renkli odalara alınırlar. Yeşil aynı zamanda hastanelerde de popüler bir renktir çünkü hastaların rahatlamasını sağlar.
    Yeşil, rengin farklı tonları farklı mesajlar iletir:

    •   Koyu Yeşil -- soğukluk, erkeksilik, tutuculuk ve zenginlik kavramlarını ifade eder.
    •   Zümrüt Yeşili -- Ölümsüzlük.
    •   Zeytin Yeşili -- Barış.
    •   Sarımsı Yeşil -- Tüketicilerin en son tercih ettiği renk.






    Mavi, yalnızlığı, üzüntüyü, depresyonu, bilgeliği, güveni ve sadakati simgeler. İş görüşmelerine mavi giyerek gitmek kararlılığı ve bağlılığı ifade eder.
    Mavi, en popüler renklerden biridir. Fakat yiyeceklerle ilişkili olarak mavi kullanılacağında dikkatli olmak gerekir çünkü mavi doğal bir iştah kapatıcıdır ve bazı durumlarda itici etki yaratabilir.
    Mavi, bütün renkler arasında en iştah kapatıcı renktir. Doğada mavi renkli yiyecek çok ender bulunur. Mavi yiyecekler insana itici gelir çünkü ilk çağlarda atalarımız yiyecek ararken zehirli yada bozulmuş yiyeceklerden uzak durmayı öğrendiler. Genelde bu yiyecekler mavi, mor yada siyah olarak görünüyordu. Deneyler sırasında katılımcılara mavi boya katılmış yiyecekler ikram edildiğinde hemen hemen hepsi iştahını kaybetti.
    Mavi, sinir sistemini rahatlatır. Kırmızının aksine zihni rahatlatan bir etkisi vardır ve insanların biraz daha düşünceler içine dalmasına yol açabilir. Huzurlu ve sakin bir mavi yatak odası için ideal bir renk olabilir, çünkü vücudun sakinleştirici kimyasallar salgılamasına yol açar. Fakat mavinin daha koyu tonları soğuk ve iç karartıcı gelebilir.
    Mavi, ile boyanmış ortamlar, çok koyu renkli olmadığı sürece üretimi arttırır. Araştırmalar gösteriyor ki, öğrenciler mavi odalarda daha yüksek notlar almakta ve halterciler daha ağır yükleri kaldırabilmektedir. Ayrıca insanlar mavi renkle yazılmış yazıları daha fazla akılda tutabilmektedirler.


    Sarı, parlak limon sarısı gözü en çok yoran renktir. Bu parlak renkten yansıyan ışık gözleri aşırı derecede uyarır ve rahatsızlığa yol açar. Aynı zamanda sarı renk metabolizmayı hızlandırır. Odayı parlak sarıya boyarsanız bebeklerin ağlamasına ve büyüklerin sinirlenmelerine yol açarsınız. Ayrıca sarı sayfalı not defteri ve bilgisayar ekranında sarı renkli arka fon pek iyi bir fikir değildir; beyninizi uyararak konsantrasyonu arttırabilir fakat gözleriniz için zarar vericidir.
    Sarı, az miktarlarda kullanıldığında parlaklık ve sıcaklık hissi verir. Şakacılığı, aydınlığı, yaratıcılığı, samimiyeti ve hayata karşı rahat bir tutumu simgeler. Tıpkı güneşli bir gün gibi davet çekicidir. Sarı güneş ışığı gibidir: kendinizi iyi hissetmek için orda olmasını istersiniz ama gözünüzün içine girmesini istemezsiniz.
    Sarı, rengin pek çok farklı tonu vardır. Saf sarı bütün diğer tonlar arasındaki en neşeli ve güneşli olanıdır. Fakat bir parça koyulaşmış haline bakmak daha keyiflidir. Soluk sarı dikkati, çürümeyi, hastalığı, kıskançlığı ve hilekarlığı simgeler. Sarı söz konusu olduğunda seçilen ton oldukça önemlidir.
    Sarı, bu neşeli güneş rengi dikkat toplayan bir renktir. Bütün renkler arasında en gözle görülen ve dikkat çeken renktir.
    Sarı, pek çok dinde ilahi varlığı simgeleyen bir renktir.


    Kırmızı, sıcak, ateş, kan, şehvet, aşk, samimiyet, güç, heyecan ve agresiflik gibi kavramları simgeler. Kan basıncını ve solunumu hızlandırabilir. İnsanları çabuk karar almaya ve beklentileri arttırmaya teşvik edici bir etkisi vardır.
    Kırmızı, dikkat çekici bir renktir. Kırmızı renkteki kelimeler ve objeler insanların dikkatini hemen çeker. Dekorasyon ve dizayn yaparken kırmızı cisimlerin mükemmel olması önemlidir çünkü insanlar bu objeleri hemen farkedecektir. Arabalar konusunda kırmızı renk ile hırsızlık oranı arasında pozitif bir korelasyon vardır.
    Kırmızı, duygusal olarak oldukça yoğun ve aşırı bir renktir. Kırmızı kıyafetler ruhu canlandırıcı olabilir. Bazı durumda kırmızı kıyafet enerji ve güç mesajı gönderiri ama aynı zamanda çatışmalara davet çıkarabilir.
    Kırmızı, hakimiyet kuran bir renktir. Zemin olarak değil, vurgu yapmak için kullanılmalıdır.
    Kırmızı, odalar insanı huzursuz eder fakat kırmızı renklerin dağınık olarak kullanıldığı odalar insanların zamanı unutmasına yol açar. İşte bu yüzden barlarda ve gazinolarda kırmızı renge ağırlık verilir. Ayrıca iştahı açma etkisi nedeniyle restorantlar sık sık kırmızı rengi dekorasyon için kullanırlar.






    Kırmızı :: Psikolojik olarak uyanık ve tetikte olmayı teşvik eder. Fizyolojik olarak kan basıncını artırır ve adrenalin salgılar.
    Turuncu :: Psikolojik olarak neşeyi teşvik eder. Fizyolojik olarak sindirim sistemi ve metabolizmaya destek olur.
    Sarı :: Psikolojik olarak olumluluk ve canlılık özellikleri vardır. Fizyolojik olarak sinirsel bozukluklara iyi gelir.
    Yeşil :: Uyumlu ve dengeleyici psikolojik özelliklere sahiptir. Fizyolojik olarak kalp ve göğüs sorunlarını hafifletir.
    Turkuaz :: Canlandırıcı ve serinletici psikolojik özellikleri bulunmaktadır. Fizyolojik olarak ağrı kesici özelliği vardır.
    Mavi :: İnsan psikolojisi üzerinde barışçıl ve sakinleştici etki gösterir. Fiziksel olarak kan basıncını düşürür, boğaz sorunlarını çözer.
    Mor :: İç bilinci teşvik eder. Fizyolojik olarak uykusuzluğa iyi gelir.
    Magenta :: Sevgi ve şefkat dolu bir renktir. Fiziksel olarak migren ve baş ağrılarını hafifletici etkisi bulunmaktadır.

    Yorum ( 33 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 16/4/2007 - SİMETRİ VE ASİMETRİ
  • Simetri ve Asimetri tarihi

    Batı dünyasındaki simetri tutkusunun evrensel olduğu bilinen bir husustur. Bu durum özellikle mimaride ve Gotik katedrallerdeki Rönesans stili bahçelerde, Eski Roma’daki kamu yapılarında ve Hellenistik döneme ait tapınaklarda özellikle göze çarpmaktadır. Simetri yalnızca dış görünüşte değil, aynı zamanda tüm planlarda da dikkate alınmıştır. Buna göre; batı stili bir binanın girişinin, her iki tarafta da eşit sayıda pencere ve sütunların ortasında bulunması olağandır. Hatta simetriyi sürdürmek amacıyla ekstrem durumlarda ‘kör pencereler’ dahi kullanılmıştır.

    Aynı durum bahçe düzenlemeleri için de geçerliydi. Havuz, taş basamaklar, patika, ağaçlar ve çiçek parterleri de, ortadan geçtiği varsayılan hayali bir aksın çevresinde simetrik biçimde bahçeye dağıtılırdı. Simetri öylesine kabul görmüştü ki, asimetriye kayan her şeyin mevcut tüm doktrinlere karşı geldiği düşünülüyordu. Batı stilinin temsilcisi ‘formal bahçelerde hayati önem, geometrik ve simetrik düzenlemelere yüklenmişti. İtalyan bahçeleri de simetrik bahçeler kapsamında gelişmiş örneklerdendir. Çeşitli kaynaklar ve tablolardan edinilen bilgilere göre henüz Ortaçağ İtalya’sında, kale ve manastır avlularında ağaçların ve çiçekli Bitkilerin kullanıldığı bahçeler düzenlenmiştir. Elbette bu dönemdeki bahçeler henüz son derece basit ve sadeydi. 13-14’üncü yüzyıllar boyunca aristokratların şehirleri terk edip kalelerinin duvarları dışında villalar inşa etmeleriyle birlikte bahçe sanatında da bir gelişme oldu. Yine de bu bahçeler hala tam anlamıyla ‘olgunlaşmamıştı’. Ortasında havuzu bulunan, düz yolların kesiştiği dairesel alanlar ve bir veya iki adet kameriyeden öteye geçememiş görünüyorlardı.

    15’inci yüzyılda bahçeler mimariyle ilişkili hale gelmeye başladı. Brunellesco (1377-1446) tarafından dizayn edilen taş mimarisindeki oranlar, geometrik bahçe planlarını teşvik etti ve bunun sonucu olarak bahçe sanatında büyük bir atılım yaşandı. 16’ncı yüzyılda bahçe stili, Donato Bramante (1444-1514) tarafından tanıtılan tasarımlara dayanarak, simetri ve perspektifle karakterize edilir hale geldi. Ressam Raffaello Sanzio(1483-1520)’nun üstün yaratıcı kabiliyetinin eseri olan yeni havuz ve teras tasarımları tanıtıldı. Leon Batista Alberti (1404-1472) yaptığı dizaynlarında, bahçenin doğal çevre manzarasıyla bağdaştırılmasının (harmonizing) önemini vurguladı.

    İtalyan stili bahçeler Fransa’ya 17’nci yüzyılda girdi ve yörenin iklim ve etnik karakteristikleri ile yoğruldu. Fakat yine de İtalyan stilinin temelinde herhangi bir değişiklik olmadı. Sonunda ‘Fransız bahçesi’ adıyla anılan Fransız stili ortaya çıktı. Bu oluşum sürecinde ünlü bahçe mimarı Le Notre ‘nin de büyük katkısı olmuştur. Bu tarzın en tipik örneği Palais de Fontain bleau bahçesidir. Fransa o dönemde hem askeri hem de sanatsal yönden Avrupa’nın merkezi konumundaydı. Bu dönemden itibaren Fransız stili, birçok Avrupa ülkesi için bir model teşkil etmiştir. Fransız stilinin tesirlerinin görüldüğü örneklerden ikisi; Almanya’daki Stadtschlossam Potsdam bahçesi ve Viyana’daki Schönbrunn’dur. Bir başka deyişle bu iki örnek ve benzerleri, Fransız bahçesinin birer ‘imitasyonu’ niteliğindedirler.

    Simetrideki güzellik Avrupa’da Eski Yunanlılar tarafından çok daha evvelden farkedilmişti. Fakat elimizde Hellen periyodunda simetriye dair kesin bilgiler bulunmaması sebebiyle bu konuda net bir görüş öne sürmek mümkün değildir. M.Ö. 1’inci yüzyılda yaşamış ünlü mimar Marcus Vitruvius ‘De Architectura Libri Decem’ adlı kitabında simetriden şöyle bahsetmektedir: “Simetri; mimarinin, herbiri bütünle orantılı paya sahip parçalarının harmonisidir.”

    Bu açıklamaya göre simetri, bir aksın iki tarafında aksa eşit uzaklıklarda bulunan noktalar ya da figürlerden ibaret değildir. Daha çok estetik oran ve bütünlük ilkeleri üzerine kurulmuş bir teoridir. Genel bir konsepte dayanan ve ‘aksiyel simetri’den ibaret olan simetri anlayışı, zaman içerisinde olumlu yönde sürekli bir değişime uğramıştır

    Bu genel konsepte ulaşılmasının pek çok sebebi vardır. Bunlar içerisinde şüphesiz en önemlisi mimari konstrüksüyon özellikleridir. Avrupa’daki yapılar yaygın olarak taş veya tuğla kullanılarak inşa edilmişlerdir. Bu açıdan bakıldığında duvarlar yapısal elemanlardır ve büyük ölçekli binalarda dinamik dayanma noktalarını sağda ve solda aynı şekilli duvarlara dağıtmak ve bu şekilde binayı desteklemek esastır. Bu ve benzeri sebeplerden dolayı Avrupa’da, Roma kamu binaları , Gotik katedraller ve Rönesans saraylarında görüldüğü üzere, simetri yaygın bir ‘kural’ haline gelmiştir. Tüm bu binalar, bir sanat prensibi olarak simetriye göre yapılmışlardır.

    Fakat zaman içerisinde bu prensip önemini yitirmeye başladı. Simetrik ve geometrik dizayn değişimlerden geçti ve 17’nci yüzyılda İngiltere’de, Fransız stiline ve formal düzenlemelere karşı hareketler başladı. İnsanlar, doğanın bozulmamış orijinal niteliklerine ulaşmak için çalışmalar başlattılar. Bu, insanların özgürlüğü hissedebilme arzularına dayanıyordu. İnsan yapımı simetrik ve geometrik düzenlemelerden vazgeçildi ve tabiatın doğal formuna yönelim başladı

    Böylece William Kent (1685-1748) önderliğinde İngiliz stili bahçe doğdu. Kent’in idealine göre havuzun şekli informal olmalı, ağaçlar doğal formlarında gelişmeli ve sular tıpkı dereler gibi şırıldamalıydı. (...)

    Kaynak : Osamu MORI “Typical Japanese Gardens”, Tokyo, 1962

    Derleme : Berfu Karaman / İ.Ü-Peyzaj Mimarı

    Yorum ( 1 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    Hakkımda

    Mimarlıkla ilgili birçok bilgiyi bulacağınız tek blog

    Bağlantılar

  • Ana Sayfa
  • Profilim
  • Blog Arşivi
  • Arkadaşlarım
  • e-posta
  • RSS
  • http://www.e-diyarbakir.info
  • http://www.arkitera.com
  • http://www.mimarch.biz
  • http://www.mimarlikmuzesi.com
  • http://www.mimarim.com
  • http://www.mimarlikkitabevi.com
  • http://www.dexigner.com/tr

    Kategoriler

    Arkadaşlarım

  • dizahren

    Reklam

  • Bursunuzu Nereye Harcıyorsunuz?
    Eğitimim için harcıyorum
    Ev kirasına veriyorum
    Biriktiriyorum ilerde büro açacağım:)
    Ozalitçiye para yetiştiriyorum


    Sonuçlar
    Sayfa: 1 - Toplam: 5
    | Sonraki Sayfa
    Mimarlık Öğrencileri Bilgi Paylaşım Platformu